{love}
gece yarısı, son otobüs
biletçi kesiyor bileti.
boş bir blog sayfası, bozuk klavyeler, bilgisayarım grace, hepsi önümde duruyor ve benden bir şey bekliyor. son bir parça nütopya, son birkaç kelime artığı. dediklerimin sumarize edildiği bir varyasyonunu, bir finali. aylardır demlenen, çeper limited'ın bu 6'lı konseptten, bir doğum günü, bir yılbaşı, birkaç deprem, birkaç macera ve birkaç yolculuk görmüş, en nadide, en mihenk taşı olmaya müsait parçası. son, bitiş, final; yapılan, anlatılan onca şeyin parmaklarım arasında tekrar canlanışı. kasım, aralık, ocak ve şubat; 4 aydır süregelen en yalnız yalnızlığımı parçalıyorum artık. bu istikrar zor olmalı diyor kafamın içindeki kasetçalar. beni sürekli gece 2 sularında buraya yalnızlığımı kabullenirken bulmaktan sıkılmış olmalı. ama yine de yakalayamıyor parmaklarımın hızını. bu sefer kafam düşünmüyor, gözlerim görmüyor, ağlamıyorum, bunu kimse okumuyor, yarın uyandığımda ne yapacağım bilmiyorum, alarm kurmadım, taşıtlar otoyollar görmeyeli epey oldu, dışarı bile çıkmıyorum artık. anlatmak istediğim şey biraz zamanımızı alacak a dostlar. başlamak gerekirse:
bizi ne bir kara haber bekliyor,
ne de bir rakı ziyafeti.
burası çeper limited, onlarca yazıda bana bu blogun ne ifade ettiğini açıklamıştım. kişiliğimi ve oluşanları patır kütür boşalttığım bir çöplük olmasına rağmen benim için çok değerli bir okasyondu bu yolculuk. çeper ismi bile, çeperden olmak bile o kadar değer atfediyordu ki ruhuma; bu blogu asıl çeper yapmaya korktum, limited olsun, üniversitede yazdığım o yalnız yalnızlığımın bir yansıması olmasın dedim. çeper ileride benim altına imzamı attığım ''o'' blog olur dedim. zeyneple, toprakla, baranla, en yakın olduğum insanlarla, ailemle, belki ömrümü adadığım biri varsa onunla yazılar yazdığım, insanların beni tanımak için girip baktığı nadide bir özgeçmiş olur diye düşündüm. limited olmasının nedeni de buydu işte. doğru hamleyi yaptığımdan emin olmak istiyordum hep, iyi ki de limited versiyon olarak başlatmışım bu yolculuğu. çünkü buraya kadarmış millet. iyi anlarımı, kötü anlarımı, rümeysayı ve önümde öldürülen adamı, odtüyü ve yalnızlığımı, en travmatik travmamı dahil her zaman buraya yazabilirdim. her zaman burası benim için müthiş bir yerdi, bu yolculuğa dahil olan herkes de dahil. sadece biraz büyüdükçe insan anlıyor ki hayat büyük bir perspektiften oluşuyor. ve ben hayata daha çok bu perspektiften bakmak istemiyorum mazur görürseniz. {stuff} temasıyla başlattığımız ve en sevdiğim sayı olan 6 serilik bu seriyle buna bir nokta koymak durumundayız. herkes başka yerlere kaydolmadan ve kaybolmadan önce; biraz bana değinmek istiyorum. bu blogun alametifarikasını oluşturan hayatıma ve bir çeper olmamı sağlayan onca şeye. belki biraz da anlatmak istediğim, bu kederin ve efkarın içinde demlenmeye bırakmasını istediğim son eşyalarıma.
bizi, ayrılık bekliyor.
''sarmaşık kuru, duvar gölgesiz. yitirilmiş eski heyecanı sevdanın, yalnız oturup beklemekle geçer'' demişti Deri Kaplı Defter. ben tamer türkmen millet, namıdeğer wlother veya son zamanlardaki mahlasıyla thinkfloyd. şurda doğdum burda bittim ordan gittim gibi şeylerden öte, kişiliğimin yapı malzemeleri neydi, neden burdayız, neden çeperiz bahsedecek olursam: ne diyeceğimi bilmiyorum. bütün bunlara, hayatımın diskodan uzak, bir kapana kısılmış ve acı verici olduğunu düşündüğüm bütün ergenliğin yol açtığından bahsederek başlayabilirim. ergenliğinden pek uzak olmayan ve hala bazı şeyleri sonlandırmayı aklının ucundan da olsa geçiren biri olarak çok detaya girmenin sağlıklı olacağını gözetmiyorum. neyse ki bu blogdaki bazı yazılarda da görüleceği üzere arkadaş grubunun her zaman yalnız olan ve yalnız şakalarının boşa gitmemesini sağlayan babayiğit olduğumu kabullenmiş bulunmaktayım. bu yazı tam olarak bu pas ile gole giden bir yazı olmakla beraber, bazı şeylerden tamamen vazgeçtiğimi de önce kendime, sonra okuyanlara ama özellikle kendime deklare etmek istiyorum. bütün bu partileri, dating appleri, konfordan uzak arkadaş gruplarını reddede reddede geldiğim sıkı arkadaş grubum ve demiseksüel pozisyonumda hayatımı idame ettirmeye çalışmak en ideali olacak gibi hissediyorum. artık herkesle tanışamam, artık herkese gülemem, artık herkese aşık olamam. ben olmam için, kendimi gerçekleştirmek için bir şeyler feda etmem gerekiyor gibi hissediyorum. bu yazı bu mihenk taşını hayatımın ortasına yerleştirmeyi görev edinen ilk adım oluyor vesilesiyle. aynı Deri Kaplı Defterin dediği o yürek öğüten, insanın ruhuna dokunan sözde anlatmak istediği gibi. yitirilmiş eski heyecanı sevdanın, ancak oturup beklemekle geçer. bize düşen oturup beklemek millet. beni bu duruma getiren sevdanın, sevginin ne olduğunu bilmeden üzerine bir şeyler yapmak neye yarardı ki? doğayı sev, hayvanları sev, insanları sev ama neden? nasıl seviyordum bir şeyleri? sevgi neydi?
sevgi neydi?
bu yazı aslında buradan başlıyor, aylar önce bu cümleleri sarf edip, sevginin ne olduğuna bir cevap bulamayıp tıkanmıştım. yazma isteğim tamamen gitmiş, bütün bloguma ihanet ettiğimi düşünmüştüm. aslında olması gereken buymuş, aynı bazı arkadaşlıklar ve ilişkiler gibi, bazı şeylerin bitmesi gerektiğinden kopuyormuş bağlar. işte tam orada anladım ben de ve tam o günlerde devam ettim yazıma. beraber hiçbir vakit geçirmediğimiz insanlara bile bir şekilde sevgi besleyebiliyorduk. ya da ya da dinleyin şunu, türkiyede doğduğumuz için milliyetçi hislerimiz olabiliyordu. ya da bakın bakın, bir insanla sırf sevgiliyiz diye sevişmeden, öpüşmeden, bazense o askerdeyken hiç konuşmadan bile onu sevebiliyorduk. tam burada ruhuma hücum eden hislerle anladım sevginin ne olduğunu. bazen zor, bazen acı verici bir şekilde de olsa; bazı şeyleri sevmeye bir nedenimiz yok gibi gözüktüğü zaman seviyoruz işte. yıllardır sevgi ne olduğunu bize böyle anlatmış da anlamamışız. asyanın sorduğu gibi sormuşuz hep, sevgi neydi diye. üzgünüm asya, cahit berkay istediği kadar tıngırdatsın gitarının tellerini, istediği kadar sevginin emekle ve beraberlikle ilişkisi olsun. sevgi bunlar değil. asla da olmadılar.
sevgi.
sevgi aitlikti.
sevgi aitlikti....
sevgi aitlikti asya, sevgi, ilyasa veya cemşite ait hissetmekti kendini. çocuğunun bir babaya ait hissetmesiydi. milliyetçilik sevgisi bir ülkeye ait hissetmekti. askere giden erkek arkadaşına ait hissetmekti gerçek sevgi. sevgi ait hissetmekti
bir topluluğa, bir arkadaşa, bir yere, bir şeye ait olmak için uğraştım durdum çoğu zaman. insanların '' ben ......'im '' diye başladığı cümlelere imrendim hep. ben geek değildim, ben kitap kurdu değildim, ben sinefil değildim, ben vegan değildim. hiçbir şey olamadım hayatım boyunca. ben oyundan anlamazdım, çoğu oyunu da bitirmeden sıkılırdım zaten. ben geek de değildim, hiçbir şeye dair çok didik didik bilgiye sahip değildim. sinefil hiç olamadım, letterboxdımda 500 filmden fazlası yoktu. kitap okumakta şansım hiç yaver gitmedi bile. veganlıkta 6 ay dayandım, zekilikte ise lise 2'ye kadar. ama aptal da değildim hiçbir zaman, keşke aptal olsaydm da kendimi aptallığa ait hissetseydim. kendimi hiçbir zaman kadınsı, kadınımsı hissetmedim. ama medyanın dayattığı erkek oğlu erkek de değildim. yaşadığım şehre ait hissedemedim kendimi, üniversiteyi şehir dışı yazdım ve ankaraya gittim, ama hala oraya da ait değilim. bir hayvanım oldu, ona ait hissediyordum kendimi, o da bana ait hissediyordu belki de; uzun sürmedi öldü. rümeysayla birbirimize ait hissediyorduk kendimizi bazı bazı. tam kendime dedim, bu kız benim ömürlük arkadaşım, ben bu kıza aitim. pek sürmedi, öldü. en sonunda içimdeki çocuğa döndüm, dedim gel beraber bloglar yazalım, oyunlar oynayalım, birbirimizle konuşalım sürekli; senden başka kimsem yok. öldü. öldüler, hepsi benden teker teker alındı. lise 1-2 de kendini kalburüstü bir yerlere ait hisseden tamer de öldü, içindeki çocuk da. gözyaşlarım öldü, hevesim öldü, hiçbiri bana ait değildi artık. tam bu bloga ait hissediyordum, kasımda her şey çok iyiydi, doğum günümü kimseyle kutlayamıyorken bu blogla burda kutladım; hadi dedim kendime, yılbaşını da beraber kutlayın, olsun bitsin bu iş. sonunda bir yere aitsin. 4 ay geçti bunun üstünden, blogum da ölüyor. bense artık umutsuzum, en bir şeyleri kaybeden ayın çalışanı ödülünü aldım ve silüetimi odama astım. iş işten ben 5. sınıftayken geçmişti, hayat çok acımasız lan diye başladığım yazıda gayet haklıydım. hayat çok acımasızdı, bazı şeyler durdurulamazdı. sevilmek, sevmek gibi kavramları bile yaşadığımı hissedemeden yüzüme vuruldu bu. ben bana ait olan her şeyi kaybettim millet, hepsini ya öldürdüler ya da ben öldürdüm. elime kan bulaştı artık ve tereddüt etmeden bu blogun da ömrünü ellerimle sonlandırıyorum. sevgi aitlikti, bu blogu bir süre sevdim, bana ait olarak barınmaya devam edecek internetin dehlizlerinde, hala da seveceğim. çünkü sevgi, sevgi bir aitlikti. sevgi isimleri aklında tutmaktı. sevgi anıları saklamaktı. sevgi bugün napsam dediğinde aklına birinin gelmesiydi. sevgi hayatta en çok istediğin kişi ve kendinle kiraladığın bir yalnızlıktı. başka kimseyi dinlemediğiniz, kendi aranızda dostluğunuzu geliştirdiğiniz. sevgi aitlikti.
ve ben dostlarım:
bu yolculukta ilerledikçe arkamda birilerini bıraktım. aitlikten koptum, insanları, şeyleri ve olayları unuttum, arkamda bıraktım. ilerlemek için buna mecbur olduğumu bilmiyordum ama öyle olması gerekiyomuş. haliyle bazı şeyleri, nefrete, küfüre, gözyaşlarına, kana, tere ve kusmuğa çevirmeden bitirmeyi adet edinmeliydim. bu da bu blog yazısının mihenk taşı olma nedenlerinden bir ötekisi. ulan be, vay anasını, ne çok yazı, ne çok kelime sığdırdım buraya. yıllardır buralardayım oysaki, parmaklarımı klavyenin tuşlarına vura vura bir şeyler sığdırmaya çalışıyorum eserime. 3 yıldır bir şekilde dert anlatıp duruyorum oraya buraya, ne acayip millet, ne acayip. beni merak eden olursa, her şey yolunda, merak etmeyin beni
geceler sürmüş, ve yine bir gün olurda limitsiz bir deneyime dönüşecek olursa bu çeper; geceler sürecek kapımın sürgüsünü, pencerelerde yıllar örecek örgüsünü. ve ben bir kavga şarkısı gibi haykıracağım, yalnızlığımın türküsünü
yine görüşürüz dostlarım benim,
yine görüşürüz
beraber güneşe güler,
beraber dövüşürüz.
teşekkür ederim baba
elveda anne
ve tüm çocuklar
a dostlar,
a kavga dostu
iş kardeşi
a yoldaşlar a
elveda
elveda.
Yorumlar
Yorum Gönder