Kayıtlar

çeper bir kişi değil, çeper bir ilişki

 evet tam da duyduğunuz gibi. çeper ben değilim, çeper sen değilsin, çeper bir ilişki; bi'nevi bi bağlam. nevi şahsına münhasır bir alametifarikası var çeper bağlamını anlamanın. içten olmayacaksın bir kere, içten herkesin bildiği herkesin anladığı her şeyinin kamuya mal olduğu ve yaygın olan olmak değil. dıştan da olamazsın, tamamen bi psikotik nevroz, siber bi psikoz ya da inanılmaz outlandish fikirleri anlamak da hepimize göre değil. biz sınırdayız, çeperde ve bunun güzelliğini görmek zor olduğu gibi bi o kadar da müthiş. gelin anlayalım bunu. ;çeper bir noktalı virgül mesela. ne bir nokta, ne bir virgül. ne noktadan bahsettiğim yarı cümle ile virgülden bahsettiğim cümleyi ayırır, ne de bütün cümleyi laps diye sonlandırır. tüm olayı arafta kalan birkaç parça kelimeyi sana tanıtır ve eşsizleştirir. o birkaç parça cümle bazen hayat kurtarır, bazen iç karartır, bazen de en önemli parçasıdır cümlenin noktalı virgül; her şeyi tadında, en önemli önemiyle, en güzel anlamlarıyla, en rom...

yitirmeden anlamaz insan

ankaraya karşı yaktım mumumu, aldım elime harflerimi ve kelimeleri, bolca da virgülü. gecenin bi saati, rektörlüğün önünde bir grup arkadaşım ve yoldaşım eylemine devam ederken, biricik, bitanecik sevgilim odamda yarın erkenden derse kalkmak için uyur iken ben balkonda en yalnız yalnızlığımda yitirmeden anlar mı insan onu düşünüyorum. arkada her hatıra asılı, duvarımda. rümeysayı özlüyorum. benim en yakın arkadaşım. keşke sevgilimle beni görseydin. keşke odtüye girdiğim anı tweet atmak yerine sana yazabilseydim messengerdan. bense sana iki tane kıçı kırık fotoğraf bile göstermeden gittin yanıbaşımdan. ait hissetmedin kendini buraya. belki de haklıydın. ait diyemesem de, layık değildi burası sana. her dişini gösterdiğin gülümsemene dayanamadı dünyanın en aciz ve karanlık yalnızlığı ve pisliği. belki de içten içe en başından beri bu yüzden seviyorum bu dünyayı. seni hak etmedi ama ben layık bile değilim buraya. hiçbir şeyi başaramıyorum. bazen umarım yukarıdan bunları okuyorsun derken, b...

{love}

gece yarısı, son otobüs biletçi kesiyor bileti. boş bir blog sayfası, bozuk klavyeler, bilgisayarım grace, hepsi önümde duruyor ve benden bir şey bekliyor. son bir parça nütopya, son birkaç kelime artığı. dediklerimin sumarize edildiği bir varyasyonunu, bir finali. aylardır demlenen, çeper limited'ın bu 6'lı konseptten, bir doğum günü, bir yılbaşı, birkaç deprem, birkaç macera ve birkaç yolculuk görmüş, en nadide, en mihenk taşı olmaya müsait parçası. son, bitiş, final; yapılan, anlatılan onca şeyin parmaklarım arasında tekrar canlanışı. kasım, aralık, ocak ve şubat; 4 aydır süregelen en yalnız yalnızlığımı parçalıyorum artık. bu istikrar zor olmalı diyor kafamın içindeki kasetçalar. beni sürekli gece 2 sularında buraya yalnızlığımı kabullenirken bulmaktan sıkılmış olmalı. ama yine de yakalayamıyor parmaklarımın hızını. bu sefer kafam düşünmüyor, gözlerim görmüyor, ağlamıyorum, bunu kimse okumuyor, yarın uyandığımda ne yapacağım bilmiyorum, alarm kurmadım, taşıtlar o...

{birth}

nefes al, devam et nefes almaya taşıtlar, otoyollar, tramvaylar, teleferikler, metrolar, ringler ve otostoplar. artık fazlalar, başlıyorlar ve bitiyorlar, kalkıyorlar ve iniyorlar, çalışıyorlar ve duruyorlar. hislerin en boşular. ne yapacağını bilmeyen bir sürü insanlarla dolular, ağlıyorlar, hayal kırıklığına uğramışlar, şişelere sarılıyorlar. ve o gün, o an, o his geldiğinde, hayal kırıklığına uğramış hissediyorlar. yarıda bırakılıyorlar, böcek gibi yerde eziliyorlar. ve o gün geldiğinde, dikkatim dağılıyor. rahatsız bir çekyatta yatıyorum o gün geldiğinde, ayağımın ucunda biri yatıyor, benden bir takım görevleri yerine getirmemi isteyenler var, arkada her zamanki radiohead mırıldanıyor. etrafımdaki her şey büyüyor, bulunduğum şehirler, okuduğum okullar, tanıştığım insanlar artıyor. bense farklı bir çatının altından farklı bir battaniyenin içinde aynı şarkıyla aynı şekil ağlıyordum. her şey büyüyordu, gelişiyordu, instagram postları, okunması gereken kitaplar, etikler, patikler ve di...

{loneliness}

ne kadar acımasız ya, bazı sabahlar uyanıyorsun ve yalnızsın. zorunda olduğun veya geçici diye tanımladığın insanlar bile seni bi çukura atmış ve gitmiş. ilerlemeye çalışıyorsun çıkmak için ama sanmıyorum ya yine kocaman bir ıssızlık dışında bir şeye ulaşacağımı. her zaman yalnızdım çünkü, her zaman böyleydi bu. kusursuz sevdiğim, dayanabildiğim tek şey benim hayatta. tek kendimi seviyorum pervasızca. tek kendimi duyuyorum, tek kendimi dinliyorum, tek başına tek tabanca tek kendim ile konuştuğumda iyi hissediyorum kendimi tamamen. tek kendimle müzakere içerisinde değilim kafamda. kafamda, kafamda kocaman bir radyo var. her kanalda ben çalıyorum. bazı kanallar pop çalıyo, bazıları rap, bazıları rock, bazıları magazin, bazıları arkası yarın. radyolarını yeni açanlar için tekrar hatırlatalım diye anons geçiyorum kendime, halbuki 18 yıldır dinliyorum kendimi tatlı tatlı. meramım kısa, bu radyonun kafatasıma üflediği şarkılar ve şiirler olmasa yalnızım. bu fısıltılarla bazen dans eder bazen...

{friendships}

merhaba sevgili okuyucu, belki arkadaşımsın belki de tanımıyorum bile seni. kafamda nerdeydin, hayatımın hangi noktasında serüvenime dahil oldun bilmiyorum ama hoşgeldin. hayatımın sosyal hiyerarşisinde umarım yukarıda yer alan insanlardansındır yahut aşağısında pek insan yok. liseden ve üniversiteden birkaç arkadaşım var bu piramitte benim altımda olan. hayatımın en garip anlarıdır bu piramidin altına etki ettiğim anlar. bir arkadaşının seni hayranlıkla yukarıya bakarak methetmesi ne kadar iyi bir hissiyat gibi gelse de göze aslında tiksinç. bunu yok etmek için yüzlerce estağfurullahlar ve binlerce açıklamalar da yapsan bazen olmuyor abi. gerçekten beni de etkileyen insanları düşündüğümde, bu insanların estağfurullahları bana engel olmuyordu. işte çocuklar, this is how i met your "kaliteli arkadaşlık algısı" ya gerçekten sana imrenen ama sen olmayan, küfürler ve estağfurullah gerektirmeyen bir alt üst arkadaşlık ya da fedakarlık barındıran bir hayran arkadaşlık olmalıydı. he...

{feelings}

hisler gerçek ya, mantıkla falan alakasız. yani gülüşler, ağlamalar, el sıkışmalar, sarılmalar, selamlar ve bütün interaksiyonlar sahte belki de gerçek dünyayla olan ama hisler hiçbir zaman yalan söylemiyor tahminimce. kimseye anlatamadığın, hareketlerine dökemediğin onca hissin arasında kayboluyorsun çoğu zaman. hiperaktivite de depresyonda aynısı gibi geliyor uzaktan. her biri yaşadıkça bir şey öğretiyor sana, seni bir duruma hazır hale getiriyor ya da seni arkadaşlarından sevdiklerinden uzaklaştırıyor. utanç diyosun kendi kendine, utanıyorum; kendimden, ondan, şundan, bundan, bizden. bizden utanıyorum diyorsun hissederek,  ayrılıyorsunuz.  seviyorum diyorsun, seni, seni inanmadığın kadar çok seviyorum.  hissederek,  seviyorsunuz eğleniyorum diyorsun, onlayken delilercesine eğleniyorum, hissederek eğleniyorsunuz.  her hissiyat bir kapıya çıkan story questleri gibi oluyor hayatta. her questi almak istiyorum ya ben. macchu pichuya gidince ne hissediyorsa bir ins...

ilet:

Ad

E-posta *

Mesaj *