the day that you stop running, is the day that you arrive.

kadıköyden gelmişim, evin bahçesinde oturuyorum. muhtemelen kanımda çok hafif bir alkol geziyor, 5 kez sigara denedim; bugün hiç içmemiş olmam diğerlerine ayıp oldu. lakin pek benlik değil ona eminim. yani bu yaşlarda bile mad men ve benzeri diziler izleyip yakalanmadıysam, sanmıyorum ki hayatımın bir parçası yapayım bunu. burası esiyor, estiği için ve kimsenin üzerime birbirinden devrik ve rahatsız edici cümleler yığmadığı bir yer olduğundan burayı biraz hiç gitmediğim ankaraya benzetiyorum. banka yattığım gibi huzur bulduğumu o kadar iyi hissediyorum ki inanamazsınız. haliyle evden çıktığım günlerin akşamı bir süre burada oturuyorum. ailem alkol aldığımı veya sigara içtiğimi ve sırf etkisi geçsin diye bir süre burada zaman geçirdiğimi sanıyor. aslında öyle değil, sigara içmiyorum, alkolde de ayda yılda bir yeni bir şeyler deniyorum fakat bu bankta demlenmemin nedeni hiçbiri değil. bu bankın bu kadar huzur verici olduğunu şu an fark ediyorum, radioheade geçti spotify, ben ankaraya gidiyorum, nasıl hissediyorum; bilmiyorum.

şu an hayatımda en iyi hissettiğim dönem mi olmalı yoksa en kötü hissettiğim dönem mi bilmiyorum. bir şeyin iyisi kötüsü nasıl olur, ne daha kötüdür ne daha iyidir, daha ne demektir ki. neyden daha mesela, önceki hayatımın hangi döneminden. şu an iyiyim ama daha mı kötüyüm, kötüyüm aslında ama neye göre daha iyiyim. bir arkadaşlık daha bitti. ben biliyorum ya yalnız öleceğimi, her zaman deklare etmekten buruk bir şekilde gurur duyuyorum bundan. bir bankta kulağıma herhangi biri mırıldanırken yazılar yazmak beni ağlatmıyorsa ben yine bir bankta tek başıma öleceğim. kimse olamayacak yanımda, olmayacak değil, olamayacak. bir arkadaşlık daha bitti kesinliğiyle, yarın bir gün birini de başkası bitirir, evvelsi gün bir tane daha başlar; 4 yıla o da biter. kaç güzel insan biriktirebilirsem fifa kartları gibi hepsi bir noktaya kadar duracak yanımda, kimseyi sevemiyorum karşılıksız, kimseye uyanıyorum, kimseyi tutamıyorum yanımda. kim yakışır yanıma, kimle geleceğim olur bir türlü anlamıyorum.

napıcam diye sormuyorum artık, ne gerekiyorsa, ne ahlaka en yakınsa onu yapıyorum. tanrı var mı yok mu sorusunu da sormuyorum. tanrı var ve onun olmasını diliyorum. o tanrıyı kafamda oluşturup ne istiyorsa onu yapacağım, bu bana bugün bir arkadaşa mal oldu, yarın bir kimlik kaybederim, evvelsi gün bir şey kazanır; 4 yıla her şeyimi kaybederim. ne var, her şeyim ne ki sonuçta. bir gün olur o arkadaşı, o sevgiliyi, o düzeni bulurum belki. işte o zaman napıcam diye sorarım belki. o zaman, bilcümle sanayi kollarının, ve gökyüzü
ve sahra
ve mavi okyanus
ve kederli nehir yollarının
sürülmüş toprağın, şehirlerin ve bu yolculuğun bahtı bir şafak vakti değişmiş olur.

bir şafak vakti yalnızlığımın sonundan
        onlar ağır ellerini toprağa basıp
                        doğruldukları zaman.






Yorumlar

ilet:

Ad

E-posta *

Mesaj *

Bu blogdaki popüler yayınlar

{birth}

çeper bir kişi değil, çeper bir ilişki

#leyl-i ihbab 6 [final]