the mistake i've made, it can't be turned around.
damarlarımda akıyo' ya bi odtülülük, daha dün aldım mailimi. her şeyimle adım kadar eminim ki mezuna kalıp boğaziçide endüstri bile okusam bi şekilde birilerine hocam diyecektim. biri kesecekti bileklerimi ve her yere odtülülük akacaktı yani. benim içim işlemişti basitçe. kendi abartım ve duygusallığımdan öte bir yerde insanların görebildiği bir şekildeydi bu. her aldığım nefesin ardından düşüncelerimin ankaraya, ailemden öte, odtüye ve bana; kendime yakın bir yere gittiğini biliyordum. ailem alınsın diye demiyorum, ailemdeki her insan bugün ben olmamda büyük katkısı olan, çok da sevdiğim bireyler. hepsinin de bazı özellikleri imrenilecek düzeyde fakat kendimi seviyorsam, öyle bir iki haftalık değil de; en az bir yıllık tatile ihtiyacım olduğunu bilmeliydim. şu an odtüye kaydımı yaptırdım, burs falan bakarken bir yandan odtülü olduğum gerçeğiyle yüzleşiyorum. bazen arkaya açılan bir radiohead ve zorla yutkunulan bir ann ardından insanı üzerken kalan çok büyük zamanda da kendimi çok iyi hissettiriyor. kendimi dünyayı pek de önemsemiyormuş gibi hissettiğim birine bürüyorum bir anda, arkada çalan her şarkı, yüzüme çarpıp kulaklarımı arayan her laf-söz beni güldürüyor. değersizliğime inanmak istemiyorum bu anlarda.
bu gece pek yazamıyorum, ledler yerine ampul bariz üzerime düşürüyor ışığını. bursları düzenlemek için açtığım defter birkaç ay önce hoşlandığımı düşündüğüm insan ve sınav süreci ile ilgili yazılan bilumum hikayeler üzerinde açık kalmış. öyle bakıp da efkârlandığımdan değil de ne hızlı geçiyor dimi zaman. uzaklarda bir gezegende unuttuğum ve geçip giden tüm şeyler, hepsi ayrı bir anı gibi insanın aklına geliyor bazenleri. tanışıklığın bile geride kalamadığı bir sürü yaşanılan şey. yaşadıklarımız kadar varız derim her zaman, yaşadıklarımı kaybettikçe varlığımdan parçalar düşüyor gibi oluyor işte sırf bundan mütevellit. birini kaybetmek, 70 yaşında da bana aynı darbeyi vuracak. işte şu an berbat hissediyorum kendimi.
yalnızım, yalnız öleceğim gibi. yani hep yalnız olacağım değil, tesellinin lüzmu yok. yalnızım şu an mesela. hiçbir zaman yalnız ölmeyeceğimi de düşünmedim. yalnızlığımı paylaşabileceğim birinin de pek kalmadığını düşünüyorum. en azından düzey farkının beni rahatsız edeceğini ve yapay bir terapiden farkı olmayacağını. yalnızım, biliyorum. arka koltukta unutulmuş, en mutlu anımda terk edilmiş, kimsesiz diyarlara bırakılmış gibi hissediyorum. insanlara yanımda olmalarının beni mutlu edeceğini kaç kere söyledim diye kendime hayıflanıyorum bi' yandan. nasıl da yaptığım her ama her şeyin beni kendi yalnızlığıma hazırladığını. onlarca insan ve kalan birkaç arkadaş arasında nasıl da oluyor yalnız hissediyorum bilmiyorum ama bu benim suçum değil diyemeyeceğim. yaptığım her şey ile kendimi mutlu edip başkalarını benden uzaklaştırdım, herkes kaçtı, ben mutlu oldum. şimdiyse alışkan olduğum şeyin bittiğini görmek kötü hissettiriyor aslında beni, esasında yalnızken rahatım herhalde. yalnız olduğumu biliyorum ama, başka hiçbir şey olduğuma bu kadar emin olmamıştım şu ana değin.
çok uzattım ve yazamıyorum, yalnızım.
i wanna feel something
yalnız ölmeye hazırladım kendimi, buralara veya başka yerlere, belki de zihnime hikayeler anlatmaya devam ederek kendimle bir olacağım. ne kadar bir şey hissetmemek veya bu duygusal boşluktan acı çekecek olsam da acı çekmeden bir hayat yaşamanın imkansız olduğunu biliyorum artık. ben yalnızım, yazarak yalnız öleceğim ve yalnızdan başka hiçbir şey olmadım bu ana kadar.
i took the easy way out.

Yorumlar
Yorum Gönder