#leyl-i ihbab-1
bazen bir şey oluyor. açıklayamadığın, tam olarak ne desem de açıklasam diye kara kara yahut ak ak düşündüğün ama bir türlü parmağını üstüne basamadığın bir şey oluyor. gecenin bir saati içmemen gereken kahvenin ya da uyumanı gerektiren saatlerin ötesinde, karanlık ama sevdiğin bir müziğin arkasında bütün varlığınla tiksindiğin ve belki de bu tiksinmenin ehemmiyetsiz olduğu anlamsız ve boş bir his bu. baya hem de. yani sebepsiz mi bu yoksa gerçekten lazım mı arada gelmesi, her geldiğinde daha güçlü olması önem arz ediyor mu mesela? aynı yatakta aynı bilgisayarın başında aşağı yukarı aynı saatlerde ve aynı müzikler eşliğinde nasıl olur da farklı bir kudretle bastırabilir bu an insanın üzerine. o gün olan veya olmuş bitmiş birkaç olayın yankısı diye düşünsen değil gibi de pek. senin kelimelerin kendi beyninde sana güzelleme yapıp methiyeler dizerken bu hissi sana getiren sen olmamalısın eğer öyleyse. ya kafandakiler yalan ya kalbindekiler oluyor bu işin sonu. ikisi de bizden çıkma, e haliyle biz olamayız karar veren; e bizden başkası da yok. okey bu çıkmaz sokak o zaman, burası böyle artık; hem? neydi bizim kelimelerden ve düşüncelerden bu kadar istediğimiz, insanların konuşmasını dinlemek yerine kafamızda gezen 9 kuyruklu tilkinin bizim varlığımızdan ne gibi bir farklı amacı olabilirdi ki? niye senelerce matem içindeydi kafamızın içi, niye senelerce bayrakları yarıya indirilmemiş tutunmamış acıları anlattık birbirimize ve kendimize. bunlar mı bizi kurtaracak diye hiç mi düşünmedik. neyse ki bunları da biz düzelteceğiz, biz burdayız; özenle, güzel beyanlara sarıp meramımızı süsleyeceğiz. aha bu da ilk bölüm, biz bizi seviyoruz, siz sizi sevin yeter. leyl'iniz hayrola, selametle.
Yorumlar
Yorum Gönder