so roll your eyes, shake your head, turn away and call me names.

 parmaklarımın cesetleri yavaş yavaş tam da bu cümlenin harflerine basıyor klavyede. e tuşu bozuk, her seferinde yapıştırıyorum. ilk a ve d tuşları tutukluk yapmaya başladı, şimdi e toptan gitti sanırım. klavyem de dünya gibi küçüldükçe küçülüyor. bir yerden sonra parmaklarımdan nasıl a, d ve e tuşları içeren kelimeler çıkmayacaksa dünyanın da yolları bitecek. hepimiz alttan almaktan vazgeçeceğiz sistemi. neydi lan demokrasi? neydi buraya getiren hepimizi? fikri önemli miydi herkesin? ya değilse?

mesela bu blog burda, anarşik bir şekilde varlığını sürdürüyo, siz okuyosunuz diye değil, zaten okumuyosunuz. ya akrabalarım okursa buraları korkuları, ya her anlattığım şey aptalca ise rüzgarları, uyanıp da tekrar okuduğumda midem bulanırsa girdabının içinde kaybolacak olduğumu bildiğimden ki kimseye ne reklamını yapıyorum ne de bunu dramatize ediyorum artık. 

her şey nasıl istediğim gibi olur bilmiyorum o yüzden biraz kopuk şu aralar hayatım. bu tarz 3 4 paragraf dolduruyor zamanımı, kafamda dolanan binlerce üniversite formalitesinden gecenin 2.30unda kaçmak istiyorum izninizle. yazı olsun diye, birileri okuyup da beğensin diye değil, sadece yazayım gitsin diye yazılmış bir paragraf okuyorsunuz şu an. güzel kelimeler veya kalıplara sahip değil, hiç de olmayacak sanırım. bir sürü şeyi düşünmekten kafam renksiz, şekilsiz bir tabloya döndü.

bu yaşansın şu yaşansın değil zaten amacım, dediğim gibi bırak aksın. ne tarihte ne varsa gelsin, olsun, bitsin. ben bu olmak şu olmak istemiyorum, tamam olmak istiyorum. kendim olup rahat etmek istiyorum. her şeyi ayrı ayrı düşünüp gereksiz yere yorulmanın alemi yok. bitmek istiyorum, karakter gelişimimi tamamlamak istiyorum kendi kitabımda. dünyada daha çok istediğim başka hiçbir şey yok.

her şey benimle ilgili değil ki? 



Yorumlar

ilet:

Ad

E-posta *

Mesaj *

Bu blogdaki popüler yayınlar

{birth}

çeper bir kişi değil, çeper bir ilişki

#leyl-i ihbab 6 [final]